SİSTEMATİK KELAM
a. Kelam İlminin
Tanımı
b. Kelam İlminin Konusu
d. Kelam İlmine Verilen Farklı İsimler
1. el-Fıkhu'l-Ekber
2. Akaid
3. İlmü't-Tevhîd ve's-Sıfât
4. Usûlü'd-Dîn
5. Nazar ve İstidlal İlmi
6. Kelam İlmi
e. Kelam İlminin İslam İlimleri İçindeki Yeri
f. Kelam İlminin Üç Alanı
1. Kelam Tarihi: Süreç
2. Sistematik Kelam: Temeller
3. Sosyal Kelam: Sosyal Açılımlar
“Yed”in Ayetlerde Allah’a İzafe Edilmesiyleİlgili Kelamî Yaklaşımlar
a. Kelam İlminin
Tanımı
Kelam, kelime anlamıyla, “başlı başına
bir mana ifade eden söz, konuşma” demektir. Bir ilim olarak kelamın çeşitli
tanımları yapılmış, bu tanımlarda bazen bu ilmin konusu bazen gayesi öne
çıkmıştır.
Konusuna göre kelâm
ilminin tanımı
Kelâm, Allah’ın (c.c.) zatından, başta tek ve benzersiz
oluşu olmak üzere sıfatlarından bahseden ilimdir. Cürcânî’ye göre kelam, “Allah’ın zatından, sıfatlarından, mebde’ ve
me’ad (başlangıç ve son) itibariyle yaratıkların hallerinden İslam kanununa
göre bahseden ilimdir (عِلْمٌ يُبحَثُ فيه عَنْ ذاتِ اللهِ تَعالى وَصِفاتِه، وأحْوالِ الْـمُـمْكِـناتِ مِنَ الْـمَـبْدَإِ والْـمَعادِ عَلى قانونِ الإسلامِ).”
Kelam, konuya “mebde’ ve
me’ad açısından yaklaşmak”la doğa
bilimlerinden ve beşerî bilimlerden; “İslam
kanunu üzere olmak”la da felsefeden ayrılır.
Gayesine göre kelâm
ilminin tanımı
Kelâm ilmi gayesi
açısından da şöyle tanımlanır: “Kesin
deliller getirmek ve şüpheleri gidermek suretiyle dini akideleri isbata güç
yetirilen bir ilimdir (علْمٌ
يُقتَدَرُ بِه [معه] على إثباتِ
العَقائِدِ الدِّيـنِـيَّـةِ بِإيرادِ الجُجَجِ و دَفْعِ الشُّبَهِ).” Kelam ilmi, dinî akidelerin kesin delillerle tespitini, temellendirilmesini,
şüphelere ve karşıt görüşlere karşı savunulmasını gaye edinir.
b. Kelam İlminin Konusu
Dinin muhtevasını oluşturan iki
temel alan vardır: itikat ve amel. bunlardan ilki akaid ve kelam ilminin;
ikincisi de fıkıh ilminin konusudur.
Kelam ilminin konusu süreç
içinde genişlemiş; başlangıçta tevhid ve Allah’ın sıfatları; ardından mevcut ve
daha sonra malum olarak tanımlanmıştır.
1. Allah’ın zatı ve
sıfatları
Kelam ilminin üç temel konusu vardır: Uluhiyyet, nübüvvet ve
ahiret. Bu üç temel konuya, “üsûl-i selâse (el-usûlü's-selâse, üç asl)”
denir. Bunların da temeli, uluhiyyet yani Yüce Allah’ın (c.c.) varlığı ve sıfatlarıdır. Çünkü
İslam’ın her akidesi, Allah’ın sıfatları konusuna döner.
Kelam ilminde Allah’ın sıfatları ve âlemin hudûsu gibi
dünyadaki ya da haşr gibi ahiretteki fiilleri ve peygamber gönderme ve imamın
tayini, sevap ve ikap gibi hükümleri araştırıldığı için Kelam ilminin konusunun
Allah Teala’nın zatı olduğu da söylenmiştir. Allah’ın varlığı ve sıfatları,
kelamın aslî ve değişmez konusudur. Ancak kelam ilminde cevher ve araz gibi
Allah’ın sıfat ve filleri dışındakiler de araştırılır. Konuyu Allah’ın zatı ve
sıfatlarıyla sınırlama, Ehl-i hadis tarafından yazılan eserlerin özelliğidir.
Ancak kelam ilminin “akaid”den farklı olarak aklî deliller, mantık kurallarına,
felsefî kavramlar ve ilkelere yer vermesi, konunun genişlemesini
gerektirmiştir.
2. Mevcut (varlık)
Gazzalî sonrasında felsefenin kelama girmesi, kelam ilminin
asli konularını ispata yarayacak ilkelerin ve vasıtalar (vesâil ve mebâdî) genişlemesiyle
kelam ilminin konusu “mevcut (var,
varlık)” olarak tanımlanmıştır. Buna göre var olması yönüyle, mebde ve meâd
açısından mevcut, kelam ilimin konusudur.
3. Ma’lum
İslam akâidini ispata yarayan her malum (bilinen), kelâmın
konusudur. Kelam ilminin konusu, dinî inançların ispatının uzaktan veya yakından
ilgisi olması yönüyle malumdur (el-Îcî, el-Mevâkıf fî İlmi’l-Kelâm, 7.). Bu anlayışla kelam şöyle tanımlanmıştır: "Dinî
akideleri kesin delillerle bilmek için malumun hallerini araştıran ilimdir.
(علْمٌ بَاحِثٌ عَنْ أَحْوالِ
الْمَعْلُومِ
مِنْ حَيْثُ يُعْرَفُ بِـها العَقائِدُ الدِّيـنِـيَّـةُ عَنْ
أَدِلَّتِها اليَقِينِيَّةِ)" (Harpûtî, Tenkîhu’l-Kelâm fî
Akâîd-i Ehli’l-İslam, 7.) Malum, mevcudu da madumu da kapsar.
Mesâil ve Vesâil
Ayrımı
Sistematik olarak yaklaşıldığında, Kelam ilminin konusu, bu
ilmin gayesini oluşturma ve bu gayeye ulaştırma niteliği bakımından ilki mesâil
ve makâsıd, ikincisi mebâdi ve vesâil olmak üzere ikiye ayrılmıştır.
1. mesâil ve makâsıd
Kelam ilminin “makâsıd” ve “mesail”i, kelam ilminin amacı olan esas konulardır. İslam'ın
temellerini (usûl) oluşturan akâiddir. Başka bir ifadeyle kelam ilminin, aklî
ve naklî delillerle tespit ve temellendirilmeyi amaçladığı itikadî kurallardır.
2. mebâdi ve vesâil
Kelam ilmi İslam inancının tespiti, delillendirilmesi ve
savunulması; hakkındaki şüphelerin ve itirazların giderilmesi için uzaktan veya
yakından ilgili tüm bilgi alanlarını kapsar. O, İslam akaidinin nasslar ve aklî deliller ışığında
tespitini, akaidin izahını ve temellendirilmesini; bunun için de ona yönelik
şüpheleri gidermeyi; itiraz ve reddiyeleri cevaplandırmayı konu edinir. Kelamcılar,
dînî inançları isbata vesile olan nazarî ve mantıkî konuları kelam ilmin
konuları ve kavramları arasına almışlardır. Bunlar da kelâm ilminin “mebâdî ve
vesail”idir; dinî inancı temellendirmeye yarayan bilgi alanı ve aklî ilkelerdir.
Başka bir deyişle, kelam ilminin temel
meselelerinde doğru bilgiye ve çözümlere ulaşmak için başvurulan, araç
niteliğindeki bilgiler, kavramlar, sınıflandırmalar, mukaddimeler ve
ilkelerdir. Örneğin, kelamda cevher, araz, cevher-i ferd gibi kavramlar,
müminin iman etmesi gereken başlıca konular arasında yer alamaz. Ancak
kelamcılar, bu kavramları, maddenin ezelî olmadığını ve Allah’ın varlığını
ispatlamak için kullanırlar.
“Âlem hâdistir”,
“Hâdis olan her şey değişiklik halindedir”,.
“Hâdislerden hâlî olmayan şey de hâdistir (Hadis varlıklara
mahal olan varlığın kendisi de hâdistir)”
"Cevherler ve cisimler arazlardan hâlî değildir”
“Her eserin bir müessiri vardır” gibi önermeler, kelam ilminin
vesaili içinde yer alır. Bunlar nazarî hükümlerdir. Bu önermeler, kelam ilminin
asli meselelerini ispat için kullanılan mebdeler (ilkeler) ve araçsal
bilgilerdir. Bunlar, kelamın mesailini ispat etmeye, makasını gerçekleştirmeye
imkan verir.
Vesâil-mesâil ayrımı, Osmanlı medreselerinde okunan
ilimlerin “ulûm-ı êliye (عُلُوم آلِيَه ,
âlet ilimleri)” ve “ulûm-ı ‘âliye (عُـلـُوم عَالِـيَـه , yüksek ilimler)” olarak
sınıflanmasına benzer. Bunlardan alet ilimleri felsefe, mantık, lügat, nahiv,
belâgat, hendese, hesap, hey’et, tarih ve coğrafya gibi derslerdir. “Ulûm-ı
âliye” ise temel İslam ilimleridir.
c. Kelam İlminin Amaçları
Konusu,
yöntemi ve sınırları belli bir ilim olarak kelamın amaçları, aşağıdaki gibi
açıklanabilir:
- İslam
inancının doğru ve delillere
dayalı olarak tespit etmek, ihtilaf edilen meseleleri akıl ve nakil ışığında
çözüme kavuşturmak
Dinin amacı, insanları dünya ve ahirette iyiliğe ve
mutluluğa ulaştırmaktır. Bunun için de öncelikle, doğru bir varlık, hayat ve
değer anlayışı; sahih bir iman gerekir.
İmanın bir bilgi boyutu vardır.
Bilgi boyutu, tasdik ve ikrardan önce gelir. Çünkü tasdik, inanılanı akıl ve
kalp ile doğrulayıp kabul etmektir. Bu da inanılanın bilinmesini gerektirir.
Bilgi yanlış ise inanç da yanlış olur. Bu durumda inancın güçlü olmasının
değeri de olmaz.
“Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların
hepsi o şeyden sorumlu olur (وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ
عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولـئِكَ كَانَ عَنْهُ
مَسْؤُولاً).” (İsrâ 17/36.)
ayetiyle de kişinin inanç ve davranışlarında doğru bilgiye dayanması gerektiği
ifade edilir. İşte, kelam ilmi, insanların inanç alanında doğru bilgi ve
açıklamalara ulaşmalarını sağlayarak Kur’an’ın bu emrini yerine getirmeye
çalışır.
-
Başta müteşabihler olmak üzere inançla ilgili ayet ve hadislerin derin bir
kavrayışla doğru olarak anlaşılmasını sağlamak
Kelamcılar, müteşabih ayetlerin te'vîlini
içeren eserleriyle tefsir ilmine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Ebu Mansur
el-Mâturîdî'nin "Te'vîlâtü'l-Kur'an", er-Râzî'nin "Mefâtîhu'l-Ğayb"
ve "Esâsü't-Takdîs", Kâdî Abdülcebbâr'ın "Müteşâbihu'l-Kur'an"
adlı eserleri bu alanda önemlidir.
-
Hakikati arayanlara delillerini açıklayarak hakikati göstermek
- İtikad konularında
insanları taklid durumundan tahkik seviyesine ulaştırmak
- İnsanları zandan kesin bilgi ve yakîn
derecesine yükselmek
- İnancı şüpheler nedeniyle sarsıntıya uğramaktan korumak; inanç,
niyet ve amelde ihlâs ve samimiyeti artırmak.
Bu amaçla kelam, farklı bireylere hitap eden farklı
delillere başvurur.
-
Kişiyi icmali iman seviyesinden tafsilî iman seviyesine, yani
iman etmesi gerekenleri ayrıntılı ve delillerine dayalı olarak bilme noktasına yükseltmek
-
İslam inancına yöneltilen itiraz ve reddiyeleri çürütmek ve sapkın görüşlere
sahip olanları delillerle susturmak
-
İslam inancını bid'at (türedi görüşlerden), hurafelerden (asılsız
hikâye ve inançlardan), yabancı kültür ve dinlerden gelen inançlardan arındırmak.
Örneğin,
Türklerin eski inancı olan şamanlığın bugün Anadolu’da Müslüman halk arasında,
özellikle de Anadolu aleviliğinde kalıntıları görülmektedir. Bunların ilmen tenkidinin yapılması,
sahih bir İslam inancının ortaya konmasında en önemli rol kelam ilmine aittir.
-
İslam'ın üstünlüğünü ortaya koymak ve diğer İslam ilimlerine temel oluşturmak
d. Kelam İlmine Verilen Farklı İsimler
Kelam
ilmi ortaya çıkış ve gelişim sürecinde çeşitli isimler almıştır. Bu ilme
“ilmü’t-tevhîd ve’s-sıfât”, “usûlü’d-dîn”, “nazar ve istidlal ilmi” gibi isimler de verilmiş, daha sonra ona “kelam ilmi” denilmiştir.
1. el-Fıkhu'l-Ekber
Kelam ilmi tarihi seyri içinde çeşitli aşamalardan geçip günümüze
gelmiştir. Akaid alanında ilk risale yazarlarından olan Ebu Hanîfe’nin (vf. 150/767)
akaidi, “kişinin hak ve yükümlülüklerini bilmesi” şeklinde, terim anlamı
dışında tanımladığı fıkh içine yerleştirdiği; onu fıkhın yani dini anlamada
derinleşmenin merkezinde yer alan “el-fıkhu’l-ekber”
olarak nitelediği görülür
Ebu Hanîfe ve Şafiî yazdığı akaidle ilgili risalelere "el-Fıkhu'l-Ekber" adını
vermişlerdir. Ebu Hanîfe’nin “el-Fıkhu’l-Ebsad”
adlı eseri de aslında “el-Fıkhu’l-Ekber”
adını taşımaktadır. Bu eser, Ebu Mutî’ rivayetiyle gelmektedir.
“el-Fıkhu’l-Ebsad” ismi onu Hammad b. Ebi Hanife rivayetiyle gelen
“el-Fıkhu’l-Ekber”den ayırt etmek üzere sonradan verilmiştir. (Öz, İmâm-ı Azam’ın Beş
Eseri, 43.) Bu isimlendirmede fıkıh, daha sonraları konusu, amacı,
usulü, sınırları belli bir ilim dalını ifade eden "fıkıh"tan
daha geniş anlamlıdır. Dinde derin bir bilgi ve üstün bir anlayışı sahip olma
manasına yakın bir kullanımla o, dinin gerek itikad gerekse ameli hükümlerini
konu edinmektedir. Ancak, dinin itikadi hükümlerini konu edinen
"el-fıkhu'l-ekber", fıkhın en önemli ve en üstün alanını oluşturur.
"el-Fıkhu'l-Ekber" isimlendirmesinde akaid, fıkıh içinde ama onun en
önemli, en öncelikli, en üstün alanı olarak görülmektedir.
“el-Fıkhu’l-Ekber” ismini
taşıyan eserlere örnekler:
- Ebu Hanîfe Numan b.
Sabit’in “el-Fıkhü’l-Ekber”i
- İmam İdris eş-Şafii'nin “el-Fıkhu'l-Ekber fî Usûli'd-Dîn”i
2. Akaid
Akaid (عَقــَائـدِ), "akîde (عَقِيدَة)" kelimesinin çoğuludur. Akîde,
"bağlama, düğüm atama" manasına gelen "akd" kökünden
gelmektedir. Üzerinde karar kılınan, gönülden bağlanılan, düğümlenmişçesine
kesin olarak inanılan şey demektir.
Akîde veya akâid adını taşıyan
eserler, bir kişi veya mezhebin anlayışı çerçevesinde İslam inancını,
ayrıntılı olarak delillerini açıklamaya ve farklı inançların mukayese ve
tartışmasını yapmaya girmeden özetleyen metinlerdir.
“Akîde” veya “akâid” ismini
taşıyan eserlere örnekler:
- Ebu’l-Cafer
et-Tahâvî’nin “el-Akîdetu’t-Tahâviyye”si,
- Ebu’l-Meali
el-Cüveynî’nin “el-Akîdetü´n-Nizamiyye”si,
- Ebu
Hafs Ömer en-Nesefî’nin “el-Akâidü’n-Nesefîyye”si,
- İbn
Teymiyye’nin “el-Akîdetü’l-Vâsıtıyye”si,
- Adududdin
el-Îcî’nin “el-Akâidü’l-‘Adudiyye”si bunlardandır.
Akâid – Kelâm İlişkisi
Akaid eserlerinin amacı, müminlerin iman etmeleri gereken
esasları belirtmektir. Kelam ilmi ise bu esasları, ayrıntılı delilleriyle açıklamak,
bid’at ehline ve gayr-i müslimlere karşı bunları savunmayı amaçlar.
Akaid risalelerinde, daha çok naklî deliller kısaca
belirtilir. Kelam kitaplarında, aklî-felsefî düzeyde temellendirmeler yapılır.
Bu temellendirmelerin yapılabilmesi için kelam eserleri, çoğunlukla de bilgi
(epistemoloji) ve varlık (ontoloji) konusuyla başlar, temel kavramlar ve ilkeleri
ortaya koyar.
İnanç esaslarının delillerinin zikredilmesi, özellikle aklî
delillere geniş yer ayrılması ve ihtilaf noktalarının belirtilmesi ve
tartışmalar yapılması nedeniyle kelâm eserleri daha hacimlidir.
3. İlmü't-Tevhîd ve's-Sıfât
Kelamın meseleleri Allah'ın varlığının ve birliğinin ispatı
başta olmak üzere Allah'ın sıfatlarıyla ilgilidir; her konu, nihayetinde Allah'ın
bir sıfatına dayanır. Örneğin, İslam'ın özü olan tevhid, Allah'ın vahdaniyyet
bunun açıklaması olarak muhalefetün li'l-havâdis, kıyâm bi-nefsih sıfatlarıyla
açıklanır. Nübüvvetin imkânı da Allah'ın teklîfî iradesine ve kelam sıfatına
dayanır. Bu nedenle İslam'ın özünü teşkil eden tevhid ve Allah'ın sıfatlarını
konu edinen kitaplar yazılmış, bu kitaplarda konu edinen ilme de
"ilmü't-Tevhîd ve's-Sıfât" adı verilmiştir.
Konusu sadece Allah'ın sıfatları olan eserlere ibn Hüzeyme
(vf. 311/923)'nin “Kitabu'-Tevhîd ve İsbâti Sıfâti'r-Rabb”
isimli eseri örnek verilebilir. “Kitabu'-Tevhîd" adını taşıyan
bazı eserler de doğrudan tevhid ve Allah'ın sıfatlarını açıklamanın yanında bu
konuyla dolaylı olarak ilgili kelam meselelerine de yer verir. İmam Maturîdî
(333/944)’nin “Kitâbü’t-Tevhîd” adlı
eseri böyledir.
4. Usûlü'd-Dîn
"Usûl" temel, kök,
kaynak, gerçek anlamlarına gelen "asıl" kelimesinin çoğuludur.
“Usûlü'd-din (أصول الدين)
de ibadet, ahlak, hukuki düzenlemeler gibi dinin diğer unsurlarının ve diğer İslam
ilimlerinin üzerine bina edildiği temeller anlamına gelir.
Kelam ilmine bu ismin veriliş nedenlerinin başında İslam’ın
hükümlerinin usûl ve furû’ olarak ikiye ayrılması gelir. İnanç konularıyla
ilgili hükümlere "ahkâm-ı asliyye" amel konularıyla ilgili hükümlere
"ahkam-ı fer'iyye" denir. Bunların ilki bir ağacın kökü ve ana gövdesi,
ikincisi de dalları gibidir. Usulü'd-dîn, ahkam-ı asliyyeyi konu edindiği için
bu adı almıştır. Dinin asl’larını yani temel ilke ve hükümlerini konu edindiği
için kelam ilminin konuları usûlü’d-dîn olarak kabul edilmiştir.
Mütekellimler, eserlerini isimlendirirken “usûlü’d-dîn”
ismini, “kelam” isminden daha fazla kullanmışlardır. “Usûli'd-dîn” adını
taşıyan kelam kitaplarından bazıları aşağıda verilmiştir:
- İmam Ebu’l-Hasen el-Eş’ari’nin “el-İbâne an Usûli’d-Diyâne”si,
- Kâdî Abdulcebbâr'ın "el-Muhtasar fî
Usûli'd-Dîn"i,
- Abdulkahir el-Bağdadî’nin “Usûlu´d-Din”i,
- Kâdî Ebu Ya'lâ ibn el Ferrâ'nın "el-Mu'temed fî Usûli'd-Dîn"i,
- Ebu’l-Meali el-Cüveynî’nin “eş-Şâmil fi Usûli´d-Din”i,
- Ebü’l-Yüsr M. el-Pezdevî’nin “Usulu’d-Din”i
- Ebu'l Muîn en-Nesefi'nin "Tabsıratü'l-Edille fî Usûli'd-Dîn"i
- Nureddin es-Sâbûnî’nin “el-Bidâye fî Usûli’d-Dîn”i
- Zemahşerî’nin “el-Minhâc fî Usûli’d-Dîn”i,
- Fahruddin er-Razî’nin “Kitabü’l-Erbain fi Usûli´d-Din”i bunlardandır.
Usûlü’d-dîn,
İslam akaidinin hem selef hem de kelam metodu üzere incelenmesi için ortak
adlandırmadır.
5. Nazar ve İstidlal İlmi
Kelam ilmi ortaya çıkmadan önce
de insanlar, akaid konusuyla ilgilenmekteydi. Ancak bu ilgi, İslam inancının
ayetler ve hadisler ışığında tespitinde yoğunlaşıyordu. Kelam ilmi, bu konuda
nazar ve istidlali temel bir yöntem olarak kabul etmiş, İslam inancını yalnızca
naklî delillerle değil aynı zamanda aklî delillerle de açıklamaya, başka din ve
inançlara karşı savunmaya koyulmuştur. İnsanın yükümlülüğünün dayanağının akıl
olduğu, dinin başlangıç noktası olan Allah ve nübüvvet inancının akıl yürütme
yoluyla temellendiği üzerinde durmuştur. Farklı din ve felsefelere bağlı
insanlarla tartışmaya ve onlara karşı İslam'ın hak oluşunu ispat etmeye imkan
verecek ortak zeminin akıl olduğu noktasından hareket etmiştir. Çünkü,
Kur'an'ın kelamullah, Hz. Muhammed'in Allah'ın rasulü olduğunu kabul etmeyen
kimselere yalnızca ayet ve hadislerden delil getirmek, istenen amaca
ulaştırmaz. Bu tür kimselere karşı hakikati ispat etmenin yolu nazar ve istidlaldir.
Kelam ilmi naklî deliller
yanında aklî delillere de yer verir. Bunun için akıl yürütmeye (nazar ve istidlale)
başvurur. Nazar ve istidlal, kelam ilminin ayrıt edici özelliğidir. İşte kelam
ilmine, onun bu ayırt edici özelliği nedeniyle "nazar ve istidlal
ilmi" adı da verilmiştir.
6. Kelam İlmi
Bu ilm, farklı isimlerin ardından kelam ilmi adıyla temayüz
etmiştir. Tevhid ve sıfatları konu edinen ve nazar ve istidlal ile gelişen bu
ilme niçin kelam ilmi ismi verildiğine ilişkin çeşitli açıklamalar vardır. Bunlar,
aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1. Selefin sustuğu
konularda kelam etme
İtikadi konularda tartışmaktan;
Kur’an’da ve hadislerde açıkça ifade edilen inanç esasların tespit etmek
dışında yeni sorular sormaktan ve bunları cevaplamaktan kaçınmak selefin
özelliği olmuştur. Ameli konularda değil de Selefin sustuğu akaid konularını
ele almak, bu konularda tartışmalara dalmak ve çokça kelam etmek, bu ilme kelam
isminin verilmesinin nedenlerindendir.
2. Bu ilimde
tartışma ve münazaraya çokça başvurulması ve kelamın (sözün) fazla kullanılması
3. Kişiye inançla
ilgili konularda söz söyleme ve ispat gücü vermesi
Kelam bazen bir tartışma
(cedel) yöntemi olarak görülmüştür. Örneğin bazı felsefeciler, kelamın kesin
delillere değil iknâî delillere dayalı olduğunu; insanları ikna etme ve
tartışmada üstün gelme gücü veren bir sanat olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu
durum, “kelam” isimlendirmesinin, insana ifade ve tartışma gücü vermesiyle
ilgili olduğunu güçlendirmektedir.
4. Kelamullah konusundaki tartışmalar
Allah’ın kelamı ve onun yaratılmış olup olmadığı konusundaki tartışmaların İslam
tarihindeki başta gelen anlaşmazlık konularından olması ve tartışmaların bu
ilimde önem kazanması nedeniyle bu ilmin kelam adını aldığı da düşünülebilir.
5. Kelam
kitaplarında konuların “… Konusunda Kelam
(الكلام
في...)” ibaresi ile başlaması
6. İslam ilimlerinde mantıkın rolünü üstlenmesi
Mantık ilminin İslam ilimlerindeki karşılığı olarak görüldüğü için bu ilme
kelam adı verildiği de söylenir. Çünkü bu ilim, felsefedeki delil getirme
yöntemlerini mantık ilmine benzer bir şekilde “usulü’d-dîn”e uygulamıştır.
7. Delillerinin çok
kuvvetli olması (“Kelam/söz bu ilme aittir.” anlamında)
8. Kalbe tesir eden
bir ilim olması
Kelamın ‘yaralamak’ manasında “كَلِم” kökünden
türemiş olmasının da muhtemel olduğu söylenmiştir. Buna göre kelam ismi, bu ilmin
kalbe tesir etmesine işaret etmektedir.
Kelam ismini taşıyan eserlere örnekler;
- Eş’arî’nin kelam ilminin gerekliliğini açıkladığı “İstihsânü’l-Havd fî İlmi’l-Kelâm”ı
- Gazzalî’nin avamın kelam ilminden uzak durması
gerektiğini ifade ettiği “İlcâmu’l-Avâm
an İlmi’l-Kelâm”ı
- eş-Şehristânî’nin “Nihâyetü’l-İkdâm fî İlmi’l-Kelâm”ı
- Seyfüddin el-Âmidî'nin "Ğâyetü’l-Merâm fi
İlmi’l-Kelâm"ı
- Adudduddin el-Îcî’nin “el-Mevâkıf fî İlmi’l-Kelâm”ı
- Abdullatif Harpûtî'nin "Tenkîhu’l-Kelâm fî
Akâîd-i Ehli’l-İslam"ı
- İzmirli İsmail
Hakkı'nın "Yeni İlm-i Kelâm"ı.
Süreç
içinde mu'tezile kelamının olduğu ama henüz ehl-i sünnet kelamının (Mâturîdiyye
ve eş'ariyye) gelişmediği bir devre olmuştur. Bu devrenin ardından ehl-i sünnet
içinde bir ayrışma oluşmuştur. Selefiyye "kelam"ı, "nazar ve
istidlal"i reddetmiş ve ona mukabil "ilm-i tevhid"i öne
çıkarmıştır. Örneğin, "şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber"de, selefî
eğilimli Molla Aliyyü'l-Kârî, "ilm-i tevhid"i ilimlerin en
değerlisi olarak nitelerken kelam ilmini reddeder.
Kelama
karşı çıkan âlimlerin aynı zamanda İslam inancını özet veya tafsilatlı olarak
açıklayan eserler kaleme almaları çelişkili değildir. İslam inancını ayrıntılı
olarak tespit ve ispatına münhasır eder yazmak, kelamı benimsemek değildir. Çünkü
arada esaslı farklılıklar vardır. Bu farklılıklar:
-
Akideyi tespit ve temellendirme yöntemleri
-
Istılahlar ve mukaddimeler (öncüller, başlangıç ilkeleri)
-
Te'vile yaklaşım ile ilgilidir.
Konuya ehl-i hadis açısından bakınca, onların bir yandan
kelam ilmine karşı çıktıkları diğer yandan da itikat alanında ayrıntılı eserler
kaleme aldıkları görülür. Bu eserler, kelam ilminin mebâdisini teşkil eden felsefî
kavram ve ilkeleri içermez. Bu bakımdan kelam eserleri olarak isimlenmez.
e. Kelam İlminin İslam İlimleri İçindeki Yeri
Kelam ilminin diğer İslam ilimleriyle ilişkisi daha farklı ve daha
boyutludur. O, bir yandan farklı ilimlerin verilerinden yararlanır, diğer
yandan da onlara katkıda bulunur. Örneğin, kelamcı hadis tedvin etmez, bunu
yapan muhaddislerin eserlerine ve bilgilerine başvurur. Tefsir ilmi,
kelam ilminin konu edindiği Kur’an kavramlarının semantiği alanında bilgi
verir; ayetlerin anlaşılmasında oldukça önemli olan esbab-ı nüzulü aydınlığa
kavuşturur. Kelamcı müfesssirlerin
Kur’an’ın i’câzına ilişkin bilgilerinden yararlanır. Bu konu aslında kelam
ilminin temelini oluşturmaktadır. Kur’an’ın i’câzı nübüvveti ve İslam’ın hak
din oluşunu temellendirir. Bu konuda da kelam ilmi tefsir ilminden yararlanır
ama aynı zamanda bu konuda tefsir ilmine katkıda bulunur. Yine kelam ilminin
temel bir yöntemi olan te’vil, Kur’an’ın iyi anlaşılması için zaruridir.
Kelamcıların bu konuda ortaya koyduğu yöntemler, bilgiler ve görüşler, aslında
tefsir ilmine büyük katkı sağlamaktadır.
Kelam
ilminin temel kaynağı Kur’an’dır. Ancak o, başta tefsir ve diğer
ilimlerden farklı olarak Kur’an’ın bilgi kaynağı oluşunu da akılla
temellendirir. Bunun için hakikatlerin varlığını, bilinebilir olduğunu, bilgi
yollarını ve peygamber haberinin bilgi yollarından biri olduğunu aklen ispatlar. Peygamber haberinin bilgi
kaynağı olduğunu ispat ederken, insanlara nebi ve rasul gönderen Allah'ın
varlığını, sıfatlarını, onun her şeyi bildiğini, adil, hikmet sahibi, doğru
yolu gösterici ve yanlış bilgi vermeyen yüce bir varlık olduğunu aklî ve naklî
delillerle ortaya koyar. Bu ispata dayalı olarak da inanç esaslarını tespit
ederken peygamber haberi içinde yer alan Kur’an’ı ve hadisleri bir bilgi
kaynağı olarak kullanır. Dolayısıyla o, bilgi kaynağının neden bilgi kaynağı
olduğunu da aklî delillerle ispat ederek yola koyulur.
Kelam ilmi, fıkıh
ilminin de temelini oluşturmaktadır. Fıkıh ilmi ile kelamın ortak konuları
vardır. Bunlardan biri imamet (el-ahkâmu’s-sultâniyye; es-siyâsetü’ş-şerîyye) konusudur.
Ancak her iki ilim bu konuları kendi gayesi ve sınırları çerçevesinde ele alır.
Bu konu, egemenlik; siyasal iktidarın kaynağı ve bireysel özgürlüğün temelleri
açısından siyaset kelama dâhildir.
Kelam, fıkıh usulü
ve kelam, yakın bir ilişki içindedir.
Bunun yanında bazı
akaid risalelerinde fıkhî meselelere, işleyiş yönüyle siyasete yer verilmesi
yanlıştır ve bu yanlış akaid yazarlarının yanlışıdır.
Kelam ilminin tasavvufla
ilişkisinin de farklı boyutları vardır. Kelam ilmi, dış kaynaklı mistik ve
gnostik felsefelerin, batınî anlayışların olumsuz etkilerine karşı kelam ilmi
bir uyarıcı rol üstlenir. Dolayısıyla, tasavvufa, İslam’ın kesin delillere
dayalı inanç esasları çerçevesinde kalması için katkıda bulunur.
Mezhepler tarihi, kelam ilmi dışında düşünüldüğünde onun gayesi,
bir inancın veya bir mezhebin ne olduğunu ve nasıl ortaya çıktığını saptamaktır.
O, kimlerin ne zaman, nerede, neye ve kimlere karşı ne söylediğini veya ne
yaptığını tespit etmeye yönelir. Mezhepler tarihi, fikirleri, doğruluğunu ya da
yanlışlığını, İslam’a uygunluğunu ya da aykırılığını tespit etmek bakımından
konu edinmez. Mezheplerin, sapkın olup olmadığını ortaya koymak onun
sınırlarını aşar. Bunu kelam ilmi, yapısı gereği; amacı ve konusunun sınırları
içinde kalarak yapar. Sosyal bilimler ile kelam arasında da bu şekilde bir ilişki
ve farklılık vardır.
Bunun yanında kelam
ilmi, İslam'ın varlık, hayat ve insan gibi konulardaki temel bakışını ortaya
koyma rolünü üstlenir. Evrenin, dünyanın ve insan hayatının;
- Zorunlu-mümkün ve
mustahil gibi ontolojik,
- Doğru ve yanlış
gibi epistemolojik,
- İyi ve kötü gibi
ahlaki,
- Günah ve sevap,
hak ve batıl gibi kavramlarla anlamlandırılması onun temel bir işlevidir. Kelam
ilmi, İslam'ın varlık, hayat ve değer anlayışını (felsefesini) ortaya koymaya
yönelir. Bu açıdan da kelam ilmi, değer bildiren temel kavramları ele alarak
insanın bilişsel faaliyetlerini de yönlendirir. Onun başta İslam ilimleri olmak
üzere; müslüman bireyin bilimsel faaliyetlerine de öncülük etme gibi bir işlevi
vardır.
Dinin
usulü; dinî hayatın temelini oluşturan inançlar, akaid ve kelam
tarafından ele alınır. Kelam dışındaki İslam ilimleri de kelam ilmi üzerine
bina edilir. Çünkü, iman amelin geçerli ve Allah katında değerli olması için
şarttır. İman olmadıkça, ibadetlerin geçerliliği yoktur. İnsan öncelikle iman ile yükümlüdür. Onun
amel ve diğer İslam ilimlerini öğrenmekle yükümlü oluşu, imandan sonra gelir.
Dolayısıyla kelam, diğer İslam ilimlerinin temelini oluşturan bir meseleyi aslî
bir konu olarak ele alır. Bu nedenle, amelden önce iman, fıkıhtan önce
kelam gelir.
Toplumsal kültürdeki
değişimlerle birlikte insanların düşünme biçimlerinin ve bilgi birikimlerinin
değişmesi inanç alanında yeni soruları gündeme getirmektedir. Bunlara bilimsel
verilerle çelişmeyen, tutarlı ve ikna edici yanıtlar bulmak da kelamcıların
görevidir. İnsanın doğasıyla uyuşmayan ve bireyleri yanlış yola sürükleyen bir
inanç sistemi toplumun gerilemesine neden olur. Aynı şekilde toplumun doğasına
yabancı, donuk, durağan ve katı bir inanç sistemi de toplumu medeniyet alanında
ilerlemeye teşvik edemez. İşte kelam ilmi, çağdaş sorunlarla boğuşan bireylerin
İslam inancının bilgi, değer, toplum ve medeniyet alanlarında yol
göstericiliğini fark etmelerini sağlar.
Kelam ilmi, İslam’ın varlık ve
hayat görüşünü ortaya koyarak diğer İslam ilimlerine temel ve öncü olur. Felsefî,
siyasi, iktisadi cereyanlara İslam’ın cevabını, insanlığın sorunlarına
getirdiği çözümleri küllî,
usulî bir yaklaşımla ortaya koyar.
Küllî
ve usulî yaklaşım,
kelam ilminin sorunları fer’î meseleler; somut tekil sorunlar olarak değil
bunların temellerini sorgulayarak ele alması; meselelere temelden yaklaşması,
felsefî temelleriyle ele alması, fer’î çözümlerin dayanacağı usulü ortaya
koymasıdır.
Kelam ilminin felsefeden ayrılan yönleri
Felsefe görünenin ötesinde
“gerçeğin” ne olduğunu araştırır, varoluş ve hayatın anlamını sorgular. Felsefe
gibi kelam ilmi de varlık ve hayatın anlamı üzerinde durur. Varolanın nasıl
olduğu yanında niçin varolduğu ile de ilgilenir. Dolayısıyla kelam ilminin ele aldığı çoğu
konu, felsefenin de konusudur. Ancak kelam ilmi felsefeden amaç ve yöntem olarak
ayrılır.
Felsefe, özü itibariyle,
başlangıç noktasıyla aklın hakikati arayış çabasıdır. Ancak o da belli bir
felsefî düşünceye dönüştüğünde, örneğin marksist felsefeden, materyalist
felsefeden söz edildiğinde savunmacı bir karaktere bürünür. Kelam ilmi
ise, konuları yalnızca bilme merakıyla değil aynı zamanda Yaratıcı’ya karşı bir
yükümlülüğü yerine getirme saikiyle; İslam inancının doğru bir şekilde tespiti
ve temellendirilmesini yapmaya yönelir. Kelam ilmi, yapısı, başlangıç ve varmak
istediği nokta itibariyle savunmacıdır. Ancak, İslam inancının delillerle
tespiti noktasında hakikat arayışı öne çıkar.
İslam
inancının tespitinde de ne selefiyye’nin yaptığı gibi yalnızca nakil ve
rivayetlerden hareket eder ne de filozofların yaptığı gibi yalnızca akıl
yürütme ve duyumlardan hareket eder. Bu özelliğiyle o, felsefenin
ilahiyat, tabiî teoloji gibi konu ve doktrinlerinden ayrılır.
Dinler tarihi de kelâm ilminin vesailini oluşturan
ilimlerdendir. Bu ilim dalı, başka dinlerden müslüman toplumlara geçen batıl
inançların; bidat ve hurafelerin tespitinde önemli rol oynar. Yine itikadî
mezheplerin görüşleri tartışılırken bunlar üzerinde başka din ve kültürlerin
etkileri hakkında dinler tarihi sağlıklı malzemeler sunacaktır. Nitekim kelamcılar
farklı mezheplerin görüşlerini tartışırken, onların kaynağına (yunan felsefesi,
hristiyan ilahiyatçılar, mecusilik, hint dinleri vb.) da dikkat çekmişlerdir.
f. Kelam İlminin Üç Alanı
Kelam ilminin üç
ana alanı olduğunu söyleyebiliriz. Kelam tarihi, sistematik kelam ve sosyal
kelam.
1. Kelam Tarihi: Süreç
Kelam tarihi, kelam
ilminin doğuşu, gelişimi, ıstılahların ve tartışma konularının ortaya çıkışı,
belli bir konudaki tartışma süreci, kelamcılar ve eserleri hakkında bizleri
bilgilendirir.
Mezhepler tarihiyle
ilgili nitelikli ve sistematik çalışmalara kıyasla kelam tarihi alanında
yeterince çalışma olmadığı söylenebilir. Aşağıda, kelam tarihiyle ilgili
eserlerden bazıları verilmiştir:
- Abdullatif Harputî, Tarih-i
İlm-i Kelam (İst. 1332.) Günümüz türkçesiyle yayımlanmıştır (Kelam Tarihi, sad. Muammer Esen, Ankara
Okulu Yay., Ank. 2012.)
- Ali Sami en-Neşşâr, Neşetü'l-Fikri'l-Felsefî fi'l-İslâm.
Arapça 3 cilt olan bu eser Türkçeye tercüme edilmiştir (İslam'da Felsefî
Düşüncenin Doğuşu, I-II,
trc. Osman Tunç, İnsan Yay., İst.
1999.)
- Şerafettın Gölcük, Kelâm
Tarihi, Konya 1992.
- Muhit Mert, Kelam
Tarihinin Problemleri, (Ankara Okulu Yay., Ank. 2012.)
2. Sistematik Kelam: Temeller
Sistematik kelam,
kelam ilminin konusunun kendi amacı ve yöntemleri çerçevesinde sistematik
olarak incelendiği, “usulü’d-din” dediğimiz ilmidir. Bilginin imkanı ve tanımı,
türleri, bilgi edinme yolları, istidlal çeşitlerinden başlayıp Allah’ın
varlığı, sıfatları ve ilahî sıfatların tasnifi, bunlara dayalı kaza ve kader,
adl-i ilahî, husun ve kubh, hikmet ve gaye, nübüvvet, nebi, rasul terimleri,
peygamberlerde bulunması gereken sıfatlar, Hz. Peygamberin ve Kur’an’da adı
geçen diğer nebilerin nübüvvetinin ispatı, mucize, keramet, ahiret, berzah,
şefaat, hesap, mizan, cennet ve cehennem, imamet, esma ve ahkam (iman kavramı,
iman amel ilişkisi, imanda artma ve eksilme, iman İslam ilişkisi) gibi konular
bu ilim tarafından sistemli bir şekilde, farklı görüşler ve dayandığı deliller
de tartışılarak ele alınır.
3. Sosyal Kelam: Sosyal Açılımlar
Kelam ilmi, akaidi tespit etmekten;
insanın inanması gereken bilgileri önermeler halinde sıralamaktan ibaret
değildir. Bunların yanında
kelam ilminin önemli bir amacı ve üstesinden gelmesi gereken bir görevi daha
vardır: İslam hayat tarzı ve medeniyetinin
temellerini ortaya koymak. Çağın
gerekleri açsından kelam ilminin bu işlevi yerine getirmesi için de
"sosyal kelam"dan söz etmek gerekir.
Sosyal kelam kelam
ilminin beşerî bilimlerle ilişki içine girdiği, onların bulgularının kelamî bir
yaklaşımla ele alınıp yorumlandığı bir alandır.
Sosyal kelam, kelamî
meseleleri sosyolojik ve psikolojik problemlere icra etmek değildir. Aksine o,
beşerî olanı ilahî olanın yerine ikame etmeye çalışan sekülarist veya
pozitivist düşünceyi sorgular. Bu, ilmî ve fikrî temellere dayalı bir
sorgulamadır. Bunun için de sosyal kelam, gözlem ve deneye dayalı bulgular ile
yorumları, bilgiler ile kuramları ayırt etmekle işe başlar. Beşerî bilimler
alanında ortaya çıkan kuramları kelam ilmine temel yapmak anlamsızdır.
Sosyal kelam, kelam ilminin klasik-sistematik kelam
ilminden destek alınarak güncellenmesi, çağdaş sorunlara kelam ilmi açısından
yaklaşılmasıdır. Bu açıdan kelam ilminin önemli bir işlevi sekularizm, insan
haklarının felsefî temelleri, çevre teolojisi gibi yeni konuları İslam inancı
ve temel ilkeleri açısından incelemek; sistematik kelamı bu konulara
taşımaktır. Sosyal kelam bunu yaparken günümüzde gelişen siyasetbilimi,
sosyoloji, psikoloji, pedagoji, dil felsefesi vb. beşerî bilimlerin sunduğu
verilerden de yararlanır. Bu bakımdan sosyal kelam, sistematik kelamın beşerî
ilimlerle ilişkilendirilerek yeni bir açılım sağlaması işlevini görür.
How to play casino games on your iPhone
YanıtlaSilOnce you have all your options set up 통영 출장안마 and the “Register” 보령 출장샵 feature has been downloaded from the 김제 출장안마 Play Games App 여주 출장마사지 Store, you can begin playing casino 김천 출장샵 games