13 Ocak 2014 Pazartesi


SİSTEMATİK KELAM


a. Kelam İlminin Tanımı

Kelam, kelime anlamıyla, “başlı başına bir mana ifade eden söz, konuşma” demektir. Bir ilim olarak kelamın çeşitli tanımları yapılmış, bu tanımlarda bazen bu ilmin konusu bazen gayesi öne çıkmıştır.
Konusuna göre kelâm ilminin tanımı
Kelâm, Allah’ın (c.c.) zatından, başta tek ve benzersiz oluşu olmak üzere sıfatlarından bahseden ilimdir. Cürcânî’ye göre kelam, “Allah’ın za­tından, sıfatlarından, mebde’ ve me’ad (başlangıç ve son) itibariyle yaratıkların hallerinden İslam kanununa göre bahseden ilimdir (عِلْمٌ يُبحَثُ فيه عَنْ ذاتِ اللهِ تَعالى وَصِفاتِه، وأحْوالِ الْـمُـمْكِـناتِ مِنَ الْـمَـبْدَإِ والْـمَعادِ عَلى قانونِ الإسلامِ).
Kelam, konuya “mebde’ ve me’ad açısından yaklaşmak”la doğa bilimlerinden ve beşerî bilimlerden; “İslam kanunu üzere olmak”la da felsefeden ayrılır.
Gayesine göre kelâm ilminin tanımı
Kelâm ilmi gayesi açısından da şöyle tanımlanır: “Kesin deliller getirmek ve şüpheleri gidermek suretiyle dini akideleri isbata güç yetirilen bir ilimdir (علْمٌ يُقتَدَرُ بِه [معه] على إثباتِ العَقائِدِ الدِّيـنِـيَّـةِ بِإيرادِ الجُجَجِ و دَفْعِ الشُّبَهِ).” Kelam ilmi, dinî akidelerin kesin delillerle tespitini, temellen­dirilme­sini, şüphelere ve karşıt görüşlere karşı savunulmasını gaye edinir.

b. Kelam İlminin Konusu

Dinin muhtevasını oluşturan iki temel alan vardır: itikat ve amel. bunlardan ilki akaid ve kelam ilminin; ikincisi de fıkıh ilminin konusudur.
Kelam ilminin konusu süreç içinde genişlemiş; başlangıçta tevhid ve Allah’ın sıfatları; ardından mevcut ve daha sonra malum olarak tanımlanmıştır.
1. Allah’ın zatı ve sıfatları
Kelam ilminin üç temel konusu vardır: Uluhiyyet, nübüvvet ve ahiret. Bu üç temel konuya, “üsûl-i selâse (el-usûlü's-selâse, üç asl)” denir. Bunların da temeli, uluhiyyet yani Yüce Allah’ın (c.c.) varlığı ve sıfatlarıdır. Çünkü İslam’ın her akidesi, Allah’ın sıfatları konusuna döner.
Kelam ilminde Allah’ın sıfatları ve âlemin hudûsu gibi dünyadaki ya da haşr gibi ahiretteki fiilleri ve peygamber gönderme ve imamın tayini, sevap ve ikap gibi hükümleri araştırıldığı için Kelam ilminin konusunun Allah Teala’nın zatı olduğu da söylenmiştir. Allah’ın varlığı ve sıfatları, kelamın aslî ve değişmez konusudur. Ancak kelam ilminde cevher ve araz gibi Allah’ın sıfat ve filleri dışındakiler de araştırılır. Konuyu Allah’ın zatı ve sıfatlarıyla sınırlama, Ehl-i hadis tarafından yazılan eserlerin özelliğidir. Ancak kelam ilminin “akaid”den farklı olarak aklî deliller, mantık kurallarına, felsefî kavramlar ve ilkelere yer vermesi, konunun genişlemesini gerektirmiştir.
2. Mevcut (varlık)
Gazzalî sonrasında felsefenin kelama girmesi, kelam ilminin asli konularını ispata yarayacak ilkelerin ve vasıtalar (vesâil ve mebâdî) genişlemesiyle kelam ilminin konusu “mevcut (var, varlık)” olarak tanımlanmıştır. Buna göre var olması yönüyle, mebde ve meâd açısından mevcut, kelam ilimin konusudur.
3. Ma’lum
İslam akâidini ispata yarayan her malum (bilinen), kelâmın konusudur. Kelam ilminin konusu, dinî inançların ispatının uzaktan veya yakından ilgisi olması yönüyle malumdur (el-Îcî, el-Mevâkıf İlmi’l-Kelâm, 7.). Bu anlayışla kelam şöyle tanımlanmıştır: "Dinî akideleri kesin delillerle bilmek için malumun hallerini araştıran ilimdir. (علْمٌ بَاحِثٌ عَنْ أَحْوالِ الْمَعْلُومِ مِنْ حَيْثُ يُعْرَفُ بِـها العَقائِدُ الدِّيـنِـيَّـةُ عَنْ أَدِلَّتِها اليَقِينِيَّةِ)" (Harpûtî, Tenkîhu’l-Kelâm fî Akâîd-i Ehli’l-İslam, 7.) Malum, mevcudu da madumu da kapsar.

Mesâil ve Vesâil Ayrımı
Sistematik olarak yaklaşıldığında, Kelam ilminin konusu, bu ilmin gayesini oluşturma ve bu gayeye ulaştırma niteliği bakımından ilki mesâil ve makâsıd, ikincisi mebâdi ve vesâil olmak üzere ikiye ayrılmıştır.
1. mesâil ve makâsıd
Kelam ilminin “makâsıd” ve “mesail”i, kelam ilminin amacı olan esas konulardır. İslam'ın temellerini (usûl) oluşturan akâiddir. Başka bir ifadeyle kelam ilminin, aklî ve naklî delillerle tespit ve temellendirilmeyi amaçladığı itikadî kurallardır.
2. mebâdi ve vesâil
Kelam ilmi İslam inancının tespiti, delillendirilmesi ve savunulması; hakkındaki şüphelerin ve itirazların giderilmesi için uzaktan veya yakından ilgili tüm bilgi alanlarını kapsar. O, İslam akaidinin nasslar ve aklî deliller ışığında tespitini, akaidin izahını ve temellendirilmesini; bunun için de ona yönelik şüpheleri gidermeyi; itiraz ve reddiyeleri cevaplandırmayı konu edinir. Kelamcılar, dînî inançları isbata vesile olan nazarî ve mantıkî konuları kelam ilmin konuları ve kavramları arasına almışlar­dır. Bunlar da kelâm ilminin “mebâdî ve vesail”idir; dinî inancı temellendirmeye yarayan bilgi alanı ve aklî ilkelerdir. Başka bir deyişle, kelam ilminin temel meselelerinde doğru bilgiye ve çözümlere ulaşmak için başvurulan, araç niteliğindeki bilgiler, kavramlar, sınıflandırmalar, mukaddimeler ve ilkelerdir. Örneğin, kelamda cevher, araz, cevher-i ferd gibi kavramlar, müminin iman etmesi gereken başlıca konular arasında yer alamaz. Ancak kelamcılar, bu kavramları, maddenin ezelî olmadığını ve Allah’ın varlığını ispatlamak için kullanırlar.
“Âlem hâdistir”,
“Hâdis olan her şey değişiklik halindedir”,.
“Hâdislerden hâlî olmayan şey de hâdistir (Hadis varlıklara mahal olan varlığın kendisi de hâdistir)”
"Cevherler ve cisimler arazlardan hâlî değildir”
“Her eserin bir müessiri vardır” gibi önermeler, kelam ilminin vesaili içinde yer alır. Bunlar nazarî hükümlerdir. Bu önermeler, kelam ilminin asli meselelerini ispat için kullanılan mebdeler (ilkeler) ve araçsal bilgilerdir. Bunlar, kelamın mesailini ispat etmeye, makasını gerçekleştirmeye imkan verir.

Vesâil-mesâil ayrımı, Osmanlı medreselerinde okunan ilimlerin “ulûm-ı êliye (عُلُوم آلِيَه , âlet ilimleri)” ve “ulûm-ı ‘âliye (عُـلـُوم عَالِـيَـه , yüksek ilimler)” olarak sınıflanmasına benzer. Bunlardan alet ilimleri felsefe, mantık, lügat, nahiv, belâgat, hendese, hesap, hey’et, tarih ve coğrafya gibi derslerdir. “Ulûm-ı âliye” ise temel İslam ilimleridir.

c. Kelam İlminin Amaçları

Konusu, yöntemi ve sınırları belli bir ilim olarak kelamın amaçları, aşağıdaki gibi açıklanabilir:
- İslam inancının doğru ve delillere dayalı olarak tespit etmek, ihtilaf edilen meseleleri akıl ve nakil ışığında çözüme kavuşturmak
Dinin amacı, insanları dünya ve ahirette iyiliğe ve mutluluğa ulaştırmaktır. Bunun için de öncelikle, doğru bir varlık, hayat ve değer anlayışı; sahih bir iman gerekir.
İmanın bir bilgi boyutu vardır. Bilgi boyutu, tasdik ve ikrardan önce gelir. Çünkü tasdik, inanılanı akıl ve kalp ile doğrulayıp kabul etmektir. Bu da inanılanın bilinmesini gerektirir. Bilgi yanlış ise inanç da yanlış olur. Bu durumda inancın güçlü olmasının değeri de olmaz.
Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur (وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولـئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً).” (İsrâ 17/36.) ayetiyle de kişinin inanç ve davranışlarında doğru bilgiye dayanması gerektiği ifade edilir. İşte, kelam ilmi, insanların inanç alanında doğru bilgi ve açıklamalara ulaşmalarını sağlayarak Kur’an’ın bu emrini yerine getirmeye çalışır.
- Başta müteşabihler olmak üzere inançla ilgili ayet ve hadislerin derin bir kavrayışla doğru olarak anlaşılmasını sağlamak
Kelamcılar, müteşabih ayetlerin te'vîlini içeren eserleriyle tefsir il­mine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Ebu Mansur el-Mâturîdî'nin "Te'vîlâtü'l-Kur'an", er-Râzî'nin "Mefâtîhu'l-Ğayb" ve "Esâsü't-Tak­dîs", Kâdî Abdülcebbâr'ın "Müteşâbihu'l-Kur'an" adlı eserleri bu alanda önemlidir. 
- Hakikati arayanlara delillerini açıklayarak hakikati göstermek
- İtikad konularında insanları taklid durumundan tahkik seviyesine ulaştırmak
- İnsanları zandan kesin bilgi ve yakîn derecesine yükselmek
- İnancı şüpheler nedeniyle sarsıntıya uğramaktan korumak; inanç, niyet ve amelde ihlâs ve samimiyeti artırmak.
Bu amaçla kelam, farklı bireylere hitap eden farklı delillere başvurur.
- Kişiyi icmali iman seviyesinden tafsilî iman seviyesine, yani iman etmesi gerekenleri ayrıntılı ve delillerine dayalı olarak bilme noktasına yükseltmek
- İslam inancına yöneltilen itiraz ve reddiyeleri çürütmek ve sapkın görüşlere sahip olanları delillerle susturmak
- İslam inancını bid'at (türedi görüşlerden), hurafelerden (asılsız hikâye ve inançlardan), yabancı kültür ve dinlerden gelen inançlardan arındırmak.
Örneğin, Türklerin eski inancı olan şamanlığın bugün Anadolu’da Müslüman halk arasında, özellikle de Anadolu aleviliğinde kalıntıları görülmektedir. Bunların ilmen tenkidinin yapılması, sahih bir İslam inancının ortaya konmasında en önemli rol kelam ilmine aittir.
- İslam'ın üstünlüğünü ortaya koymak ve diğer İslam ilimlerine temel oluşturmak

d. Kelam İlmine Verilen Farklı İsimler

Kelam ilmi ortaya çıkış ve gelişim sürecinde çeşitli isimler almıştır. Bu ilme “ilmü’t-tevhîd ve’s-sıfât”, “usûlü’d-dîn”, “nazar ve istidlal ilmi” gibi isimler de verilmiş, daha sonra ona “kelam ilmi” denilmiştir.

1. el-Fıkhu'l-Ekber

Kelam ilmi tarihi seyri içinde çeşitli aşamalardan geçip günümüze gelmiştir. Akaid alanında ilk risale yazarlarından olan Ebu Hanîfe’nin (vf. 150/767) akaidi, “kişinin hak ve yükümlülüklerini bilmesi” şeklinde, terim anlamı dışında tanımladığı fıkh içine yerleştirdiği; onu fıkhın yani dini anlamada derinleşmenin merkezinde yer alan “el-fıkhu’l-ekber” olarak nitelediği görülür
Ebu Hanîfe ve Şafiî yazdığı akaidle ilgili risalelere "el-Fıkhu'l-Ekber" adını vermişlerdir. Ebu Hanîfe’nin “el-Fıkhu’l-Ebsad” adlı eseri de aslında “el-Fıkhu’l-Ekber” adını taşımaktadır. Bu eser, Ebu Mutî’ rivayetiyle gelmektedir. “el-Fıkhu’l-Ebsad” ismi onu Hammad b. Ebi Hanife rivayetiyle gelen “el-Fıkhu’l-Ekber”den ayırt etmek üzere sonradan verilmiştir. (Öz, İmâm-ı Azam’ın Beş Eseri, 43.) Bu isimlendirmede fıkıh, daha sonraları konusu, amacı, usulü, sınırları belli bir ilim dalını ifade eden "fıkıh"tan daha geniş anlamlıdır. Dinde derin bir bilgi ve üstün bir anlayışı sahip olma manasına yakın bir kullanımla o, dinin gerek itikad gerekse ameli hükümlerini konu edinmektedir. Ancak, dinin itikadi hükümlerini konu edinen "el-fıkhu'l-ekber", fıkhın en önemli ve en üstün alanını oluşturur. "el-Fıkhu'l-Ekber" isimlendirmesinde akaid, fıkıh içinde ama onun en önemli, en öncelikli, en üstün alanı olarak görülmektedir.
“el-Fıkhu’l-Ekber” ismini taşıyan eserlere örnekler:
- Ebu Hanîfe Numan b. Sabit’in “el-Fıkhü’l-Ekber”i
- İmam İdris eş-Şafii'nin “el-Fıkhu'l-Ekber fî Usûli'd-Dîn”i

2. Akaid

Akaid (عَقــَائـدِ), "akîde (عَقِيدَة)" kelimesinin çoğuludur. Akîde, "bağlama, düğüm atama" manasına gelen "akd" kökünden gelmektedir. Üzerinde karar kılınan, gönülden bağlanılan, düğümlenmişçesine kesin olarak inanılan şey demektir.
Akîde veya akâid adını taşıyan eserler, bir kişi veya mezhebin anlayışı çerçevesinde İslam inancını, ayrıntılı olarak delillerini açıklamaya ve farklı inançların mukayese ve tartışmasını yapmaya girmeden özetleyen metinlerdir.
“Akîde” veya “akâid” ismini taşıyan eserlere örnekler:
- Ebu’l-Cafer et-Tahâvî’ninel-Akîdetu’t-Tahâviyye”si,
- Ebu’l-Meali el-Cüveynî’nin “el-Akîdetü´n-Nizamiyye”si,
- Ebu Hafs Ömer en-Nesefî’nin “el-Akâidü’n-Nesefîyye”si,
- İbn Teymiyye’nin “el-Akîdetü’l-Vâsıtıyye”si,
- Adududdin el-Îcî’nin  “el-Akâidü’l-‘Adudiyye”si bunlardandır.

Akâid – Kelâm İlişkisi
Akaid eserlerinin amacı, müminlerin iman etmeleri gereken esasları belirtmektir. Kelam ilmi ise bu esasları, ayrıntılı delilleriyle açıklamak, bid’at ehline ve gayr-i müslimlere karşı bunları savunmayı amaçlar.
Akaid risalelerinde, daha çok naklî deliller kısaca belirtilir. Kelam kitaplarında, aklî-felsefî düzeyde temellendirmeler yapılır. Bu temellendirmelerin yapılabilmesi için kelam eserleri, çoğunlukla de bilgi (epistemoloji) ve varlık (ontoloji) konusuyla başlar, temel kavramlar ve ilkeleri ortaya koyar.
İnanç esaslarının delillerinin zikredilmesi, özellikle aklî delillere geniş yer ayrılması ve ihtilaf noktalarının belirtilmesi ve tartışmalar yapılması nedeniyle kelâm eserleri daha hacimlidir.

3. İlmü't-Tevhîd ve's-Sıfât

Kelamın meseleleri Allah'ın varlığının ve birliğinin ispatı başta olmak üzere Allah'ın sıfatlarıyla ilgilidir; her konu, nihayetinde Allah'ın bir sıfatına dayanır. Örneğin, İslam'ın özü olan tevhid, Allah'ın vahdaniyyet bunun açıklaması olarak muhalefetün li'l-havâdis, kıyâm bi-nefsih sıfatlarıyla açıklanır. Nübüvvetin imkânı da Allah'ın teklîfî iradesine ve kelam sıfatına dayanır. Bu nedenle İslam'ın özünü teşkil eden tevhid ve Allah'ın sıfatlarını konu edinen kitaplar yazılmış, bu kitaplarda konu edinen ilme de "ilmü't-Tevhîd ve's-Sıfât" adı verilmiştir.
Konusu sadece Allah'ın sıfatları olan eserlere ibn Hüzeyme (vf. 311/923)'nin “Kitabu'-Tevhîd ve İsbâti Sıfâti'r-Rabb” isimli eseri örnek verilebilir. “Kitabu'-Tevhîd" adını taşıyan bazı eserler de doğrudan tevhid ve Allah'ın sıfatlarını açıklamanın yanında bu konuyla dolaylı olarak ilgili kelam meselelerine de yer verir. İmam Maturîdî (333/944)’nin “Kitâbü’t-Tevhîd” adlı eseri böyledir.

4. Usûlü'd-Dîn

"Usûl" temel, kök, kaynak, gerçek anlamlarına gelen "asıl" kelimesinin çoğuludur. “Usûlü'd-din (أصول الدين) de ibadet, ahlak, hukuki düzenlemeler gibi dinin diğer unsurlarının ve diğer İslam ilimlerinin üzerine bina edildiği temeller anlamına gelir.
Kelam ilmine bu ismin veriliş nedenlerinin başında İslam’ın hükümlerinin usûl ve furû’ olarak ikiye ayrılması gelir. İnanç konularıyla ilgili hükümlere "ahkâm-ı asliyye" amel konularıyla ilgili hükümlere "ahkam-ı fer'iyye" denir. Bunların ilki bir ağacın kökü ve ana gövdesi, ikincisi de dalları gibidir. Usulü'd-dîn, ahkam-ı asliyyeyi konu edindiği için bu adı almıştır. Dinin asl’larını yani temel ilke ve hükümlerini konu edindiği için kelam ilminin konuları usûlü’d-dîn olarak kabul edilmiştir.
Mütekellimler, eserlerini isimlendirirken “usûlü’d-dîn” ismini, “kelam” isminden daha fazla kullanmışlardır. “Usûli'd-dîn” adını taşıyan kelam kitaplarından bazıları aşağıda verilmiştir:
- İmam Ebu’l-Hasen el-Eş’ari’nin “el-İbâne an Usûli’d-Diyâne”si,
- Kâdî Abdulcebbâr'ın "el-Muhtasar fî Usûli'd-Dîn"i,
- Abdulkahir el-Bağdadî’nin “Usûlu´d-Din”i,
- Kâdî Ebu Ya'lâ ibn el Ferrâ'nın "el-Mu'temed fî Usûli'd-Dîn"i,
- Ebu’l-Meali el-Cüveynî’nin “eş-Şâmil fi Usûli´d-Din”i,
- Ebü’l-Yüsr M. el-Pezdevî’nin “Usulu’d-Din”i
- Ebu'l Muîn en-Nesefi'nin "Tabsıratü'l-Edille fî Usûli'd-Dîn"i
- Nureddin es-Sâbûnî’nin “el-Bidâye fî Usûli’d-Dîn”i
- Zemahşerî’nin “el-Minhâc fî Usûli’d-Dîn”i,
- Fahruddin er-Razî’nin “Kitabü’l-Erbain fi Usûli´d-Din”i bunlardandır.
Usûlü’d-dîn, İslam akaidinin hem selef hem de kelam metodu üzere incelenmesi için ortak adlandırmadır.

5. Nazar ve İstidlal İlmi

Kelam ilmi ortaya çıkmadan önce de insanlar, akaid konusuyla ilgilenmekteydi. Ancak bu ilgi, İslam inancının ayetler ve hadisler ışığında tespitinde yoğunlaşıyordu. Kelam ilmi, bu konuda nazar ve istidlali temel bir yöntem olarak kabul etmiş, İslam inancını yalnızca naklî delillerle değil aynı zamanda aklî delillerle de açıklamaya, başka din ve inançlara karşı savunmaya koyulmuştur. İnsanın yükümlülüğünün dayanağının akıl olduğu, dinin başlangıç noktası olan Allah ve nübüvvet inancının akıl yürütme yoluyla temellendiği üzerinde durmuştur. Farklı din ve felsefelere bağlı insanlarla tartışmaya ve onlara karşı İslam'ın hak oluşunu ispat etmeye imkan verecek ortak zeminin akıl olduğu noktasından hareket etmiştir. Çünkü, Kur'an'ın kelamullah, Hz. Muhammed'in Allah'ın rasulü olduğunu kabul etmeyen kimselere yalnızca ayet ve hadislerden delil getirmek, istenen amaca ulaştırmaz. Bu tür kimselere karşı hakikati ispat etmenin yolu nazar ve istidlaldir.
Kelam ilmi naklî deliller yanında aklî delillere de yer verir. Bunun için akıl yürütmeye (nazar ve istidlale) başvurur. Nazar ve istidlal, kelam ilminin ayrıt edici özelliğidir. İşte kelam ilmine, onun bu ayırt edici özelliği nedeniyle "nazar ve istidlal ilmi" adı da verilmiştir.

6. Kelam İlmi

Bu ilm, farklı isimlerin ardından kelam ilmi adıyla temayüz etmiştir. Tevhid ve sıfatları konu edinen ve nazar ve istidlal ile gelişen bu ilme niçin kelam ilmi ismi verildiğine ilişkin çeşitli açıklamalar vardır. Bunlar, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1. Selefin sustuğu konularda kelam etme
İtikadi konularda tartışmaktan; Kur’an’da ve hadislerde açıkça ifade edilen inanç esasların tespit etmek dışında yeni sorular sormaktan ve bunları cevaplamaktan kaçınmak selefin özelliği olmuştur. Ameli konularda değil de Selefin sustuğu akaid konularını ele almak, bu konularda tartışmalara dalmak ve çokça kelam etmek, bu ilme kelam isminin verilmesinin nedenlerindendir.
2. Bu ilimde tartışma ve münazaraya çokça başvurulması ve kelamın (sözün) fazla kullanılması
3. Kişiye inançla ilgili konularda söz söyleme ve ispat gücü vermesi
Kelam bazen bir tartışma (cedel) yöntemi olarak görülmüştür. Örneğin bazı felsefeciler, kelamın kesin delillere değil iknâî delillere dayalı olduğunu; insanları ikna etme ve tartışmada üstün gelme gücü veren bir sanat olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu durum, “kelam” isimlendirmesinin, insana ifade ve tartışma gücü vermesiyle ilgili olduğunu güçlendirmektedir.
4. Kelamullah konusundaki tartışmalar
Allah’ın kelamı ve onun yaratılmış olup olmadığı konusundaki tartışmaların İslam tarihindeki başta gelen anlaşmazlık konularından olması ve tartışmaların bu ilimde önem kazanması nedeniyle bu ilmin kelam adını aldığı da düşünülebilir.
5. Kelam kitaplarında konuların “… Konusunda Kelam (الكلام في...)” ibaresi ile başlaması
6. İslam ilimlerinde mantıkın rolünü üstlenmesi
Mantık ilminin İslam ilimlerindeki karşılığı olarak görüldüğü için bu ilme kelam adı verildiği de söylenir. Çünkü bu ilim, felsefedeki delil getirme yöntemlerini mantık ilmine benzer bir şekilde “usulü’d-dîn”e uygulamıştır.
7. Delillerinin çok kuvvetli olması (“Kelam/söz bu ilme aittir.” anlamında)
8. Kalbe tesir eden bir ilim olması
Kelamın ‘yaralamak’ manasında “كَلِم” kökünden türemiş olmasının da muhtemel olduğu söylenmiştir. Buna göre kelam ismi, bu ilmin kalbe tesir etmesine işaret etmektedir.
Kelam ismini taşıyan eserlere örnekler;
- Eş’arî’nin kelam ilminin gerekliliğini açıkladığı “İstihsânü’l-Havd fî İlmi’l-Kelâm”ı
- Gazzalî’nin avamın kelam ilminden uzak durması gerektiğini ifade ettiği “İlcâmu’l-Avâm an İlmi’l-Kelâm”ı
- eş-Şehristânî’nin “Nihâyetü’l-İkdâm fî İlmi’l-Kelâm”ı
- Seyfüddin el-Âmidî'nin "Ğâyetü’l-Merâm fi İlmi’l-Kelâm
- Adudduddin el-Îcî’nin “el-Mevâkıf fî İlmi’l-Kelâm”ı
- Abdullatif Harpûtî'nin "Tenkîhu’l-Kelâm fî Akâîd-i Ehli’l-İslam
- İzmirli İsmail Hakkı'nın "Yeni İlm-i Kelâm"ı.

Süreç içinde mu'tezile kelamının olduğu ama henüz ehl-i sünnet kelamının (Mâturîdiyye ve eş'ariyye) gelişmediği bir devre olmuştur. Bu devrenin ardından ehl-i sünnet içinde bir ayrışma oluşmuştur. Selefiyye "kelam"ı, "nazar ve istidlal"i reddetmiş ve ona mukabil "ilm-i tevhid"i öne çıkarmıştır. Örneğin, "şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber"de, selefî eğilimli Molla Aliyyü'l-Kârî, "ilm-i tevhid"i ilimlerin en değerlisi olarak nitelerken kelam ilmini reddeder.
Kelama karşı çıkan âlimlerin aynı zamanda İslam inancını özet veya tafsilatlı olarak açıklayan eserler kaleme almaları çelişkili değildir. İslam inancını ayrıntılı olarak tespit ve ispatına münhasır eder yazmak, kelamı benimsemek değildir. Çünkü arada esaslı farklılıklar vardır. Bu farklılıklar:
- Akideyi tespit ve temellendirme yöntemleri
- Istılahlar ve mukaddimeler (öncüller, başlangıç ilkeleri)
- Te'vile yaklaşım ile ilgilidir.
Konuya ehl-i hadis açısından bakınca, onların bir yandan kelam ilmine karşı çıktıkları diğer yandan da itikat alanında ayrıntılı eserler kaleme aldıkları görülür. Bu eserler, kelam ilminin mebâdisini teşkil eden felsefî kavram ve ilkeleri içermez. Bu bakımdan kelam eserleri olarak isimlenmez.

e. Kelam İlminin İslam İlimleri İçindeki Yeri

Kelam ilminin diğer İslam ilimleriyle ilişkisi daha farklı ve daha boyutludur. O, bir yandan farklı ilimlerin verilerinden yararlanır, di­ğer yandan da onlara katkıda bulunur. Örneğin, kelamcı hadis tedvin et­mez, bunu yapan muhaddislerin eserlerine ve bilgilerine başvurur. Tef­sir ilmi, kelam ilminin konu edindiği Kur’an kavramlarının seman­tiği alanında bilgi verir; ayetlerin anlaşılmasında oldukça önemli olan esbab-ı nüzulü aydınlığa kavuşturur. Kelamcı müfesssirlerin Kur’an’ın i’câzına ilişkin bilgilerinden yararlanır. Bu konu aslında ke­lam ilminin temelini oluşturmaktadır. Kur’an’ın i’câzı nübüvveti ve İs­lam’ın hak din oluşunu temellendirir. Bu konuda da kelam ilmi tefsir ilminden yararlanır ama aynı zamanda bu konuda tefsir ilmine kat­kıda bulunur. Yine kelam ilminin temel bir yöntemi olan te’vil, Kur’an’ın iyi anlaşılması için zaruridir. Kelamcıların bu konuda ortaya koyduğu yöntemler, bilgiler ve görüşler, aslında tefsir ilmine büyük katkı sağlamaktadır.
Kelam ilminin temel kaynağı Kur’an’dır. Ancak o, başta tefsir ve diğer ilimlerden farklı olarak Kur’an’ın bilgi kaynağı oluşunu da akılla temellendirir. Bunun için hakikatlerin varlığını, bilinebilir olduğunu, bilgi yollarını ve peygamber haberinin bilgi yollarından biri olduğunu aklen ispatlar. Peygamber haberinin bilgi kaynağı olduğunu ispat ederken, insanlara nebi ve rasul gönderen Allah'ın varlığını, sı­fatlarını, onun her şeyi bildiğini, adil, hikmet sahibi, doğru yolu gösterici ve yanlış bilgi vermeyen yüce bir varlık olduğunu aklî ve naklî delillerle ortaya koyar. Bu ispata dayalı olarak da inanç esaslarını tes­pit ederken peygamber haberi içinde yer alan Kur’an’ı ve hadisleri bir bilgi kaynağı olarak kullanır. Dolayısıyla o, bilgi kaynağının neden bilgi kaynağı olduğunu da aklî delillerle ispat ederek yola koyulur.
Kelam ilmi, fıkıh ilminin de temelini oluşturmaktadır. Fıkıh ilmi ile kelamın ortak konuları vardır. Bunlardan biri imamet (el-ahkâ­mu’s-sultâniyye; es-siyâsetü’ş-şerîyye) konusudur. Ancak her iki ilim bu konuları kendi gayesi ve sınırları çerçevesinde ele alır. Bu konu, egemenlik; siyasal iktidarın kaynağı ve bireysel özgürlüğün temelleri açısından siyaset kelama dâhildir.
Kelam, fıkıh usulü ve kelam, yakın bir ilişki içindedir.
Bunun yanında bazı akaid risalelerinde fıkhî meselelere, işleyiş yönüyle siyasete yer verilmesi yanlıştır ve bu yanlış akaid yazarlarının yanlışıdır.
Kelam ilminin tasavvufla ilişkisinin de farklı boyutları vardır. Kelam ilmi, dış kaynaklı mistik ve gnostik felsefelerin, batınî anlayışların olumsuz etkilerine karşı kelam ilmi bir uyarıcı rol üstlenir. Dolayısıyla, tasavvufa, İslam’ın kesin delillere dayalı inanç esasları çerçevesinde kalması için katkıda bulunur.
Mezhepler tarihi, kelam ilmi dışında düşünüldüğünde onun gayesi, bir inancın veya bir mezhebin ne olduğunu ve nasıl ortaya çıktığını saptamaktır. O, kimlerin ne zaman, nerede, neye ve kimlere karşı ne söylediğini veya ne yaptığını tespit etmeye yönelir. Mezhepler tarihi, fikirleri, doğruluğunu ya da yanlışlığını, İslam’a uygunluğunu ya da aykırılığını tespit etmek bakımından konu edinmez. Mezheplerin, sapkın olup olmadığını ortaya koymak onun sınırlarını aşar. Bunu kelam ilmi, yapısı gereği; amacı ve konusunun sınırları içinde kalarak yapar. Sosyal bilimler ile kelam arasında da bu şekilde bir ilişki ve farklılık vardır.
Bunun yanında kelam ilmi, İslam'ın varlık, hayat ve insan gibi konulardaki temel bakışını ortaya koyma rolünü üstlenir. Evrenin, dünyanın ve insan hayatının;
- Zorunlu-mümkün ve mustahil gibi ontolojik,
- Doğru ve yanlış gibi epistemolojik,
- İyi ve kötü gibi ahlaki,
- Günah ve sevap, hak ve batıl gibi kavramlarla anlamlandırılması onun temel bir işlevidir. Kelam ilmi, İslam'ın varlık, hayat ve değer anlayışını (felsefesini) ortaya koymaya yönelir. Bu açıdan da kelam ilmi, değer bildiren temel kavramları ele alarak insanın bilişsel faaliyetlerini de yönlendirir. Onun başta İslam ilimleri olmak üzere; müslüman bireyin bilimsel faaliyetlerine de öncülük etme gibi bir işlevi vardır.

Dinin usulü; dinî hayatın temelini oluşturan inançlar, akaid ve kelam tarafından ele alınır. Kelam dışındaki İslam ilimleri de kelam ilmi üzerine bina edilir. Çünkü, iman amelin geçerli ve Allah katında değer­li olması için şarttır. İman olmadıkça, ibadetlerin geçerliliği yoktur. İnsan öncelikle iman ile yükümlüdür. Onun amel ve diğer İslam i­limlerini öğrenmekle yükümlü oluşu, imandan sonra gelir. Dolayısıyla kelam, diğer İslam ilimlerinin temelini oluşturan bir meseleyi aslî bir konu olarak ele alır. Bu nedenle, amelden önce iman, fıkıhtan önce kelam gelir.
Toplumsal kültürdeki değişimlerle birlikte insanların düşünme biçimlerinin ve bilgi birikimlerinin değişmesi inanç alanında yeni soruları gündeme getirmektedir. Bunlara bilimsel verilerle çelişmeyen, tutarlı ve ikna edici yanıtlar bulmak da kelamcıların görevidir. İnsanın doğasıyla uyuşmayan ve bireyleri yanlış yola sürükleyen bir inanç sistemi toplumun gerilemesine neden olur. Aynı şekilde toplumun do­ğasına yabancı, donuk, durağan ve katı bir inanç sistemi de toplumu medeniyet alanında ilerlemeye teşvik edemez. İşte kelam ilmi, çağ­daş sorunlarla boğuşan bireylerin İslam inancının bilgi, değer, top­lum ve medeniyet alanlarında yol göstericiliğini fark etmelerini sağlar.
Kelam ilmi, İslam’ın varlık ve hayat görüşünü ortaya koyarak diğer İslam ilimlerine temel ve öncü olur. Felsefî, siyasi, iktisadi cereyanlara İslam’ın cevabını, insanlığın sorunlarına getirdiği çözümleri küllî, usulî bir yaklaşımla ortaya koyar.
Küllî ve usulî yaklaşım, kelam ilminin sorunları fer’î meseleler; somut tekil sorunlar olarak değil bunların temellerini sorgulayarak ele alması; meselelere temelden yaklaşması, felsefî temelleriyle ele alması, fer’î çözümlerin dayanacağı usulü ortaya koymasıdır.
Kelam ilminin felsefeden ayrılan yönleri
Felsefe görünenin ötesinde “gerçeğin” ne olduğunu araştırır, varoluş ve hayatın anlamını sorgular. Felsefe gibi kelam ilmi de varlık ve hayatın anlamı üzerinde durur. Varolanın nasıl olduğu yanında niçin varolduğu ile de ilgilenir. Dolayısıyla kelam ilminin ele aldığı çoğu konu, felsefenin de konusudur. Ancak kelam ilmi felsefeden amaç ve yöntem olarak ayrılır.
Felsefe, özü itibariyle, başlangıç noktasıyla aklın hakikati arayış çabasıdır. Ancak o da belli bir felsefî düşünceye dönüştüğünde, örneğin marksist felsefeden, materyalist felsefeden söz edildiğinde savunmacı bir karaktere bürünür. Kelam ilmi ise, konuları yalnızca bilme merakıyla değil aynı zamanda Yaratıcı’ya karşı bir yükümlülüğü yerine getirme saikiyle; İslam inancının doğru bir şekilde tespiti ve temellendirilmesini yapmaya yönelir. Kelam ilmi, yapısı, başlangıç ve varmak istediği nokta itibariyle savunmacıdır. Ancak, İslam inancının delillerle tespiti noktasında hakikat arayışı öne çıkar.
İslam inancının tespitinde de ne selefiyye’nin yaptığı gibi yalnızca nakil ve rivayetlerden hareket eder ne de filozofların yaptığı gibi yalnızca akıl yürütme ve duyumlardan hareket eder. Bu özelliğiyle o, felsefenin ilahiyat, tabiî teoloji gibi konu ve doktrinlerinden ayrılır.
Dinler tarihi de kelâm ilminin vesailini oluşturan ilimlerdendir. Bu ilim dalı, başka dinlerden müslüman toplumlara geçen batıl inançların; bidat ve hurafelerin tespitinde önemli rol oynar. Yine itikadî mezheplerin görüşleri tartışılırken bunlar üzerinde başka din ve kültürlerin etkileri hakkında dinler tarihi sağlıklı malzemeler sunacaktır. Nitekim kelamcılar farklı mezheplerin görüşlerini tartışırken, onların kaynağına (yunan felsefesi, hristiyan ilahiyatçılar, mecusilik, hint dinleri vb.) da dikkat çekmişlerdir.

f. Kelam İlminin Üç Alanı

Kelam ilminin üç ana alanı olduğunu söyleyebiliriz. Kelam tarihi, sistematik kelam ve sosyal kelam.

1. Kelam Tarihi: Süreç

Kelam tarihi, kelam ilminin doğuşu, gelişimi, ıstılahların ve tartışma konularının ortaya çıkışı, belli bir konudaki tartışma süreci, kelamcılar ve eserleri hakkında bizleri bilgilendirir.
Mezhepler tarihiyle ilgili nitelikli ve sistematik çalışmalara kıyasla kelam tarihi alanında yeterince çalışma olmadığı söylenebilir. Aşağıda, kelam tarihiyle ilgili eserlerden bazıları verilmiştir:
- Abdullatif Harputî, Tarih-i İlm-i Kelam (İst. 1332.) Günümüz türkçesiyle yayımlanmıştır (Kelam Tarihi, sad. Muammer Esen, Ankara Okulu Yay., Ank. 2012.)
- Ali Sami en-Neşşâr, Neşetü'l-Fikri'l-Felsefî fi'l-İslâm. Arapça 3 cilt olan bu eser Türkçeye tercüme edilmiştir (İslam'da Felsefî Düşüncenin Doğuşu, I-II, trc. Osman Tunç, İnsan Yay., İst. 1999.)
- Şerafettın Gölcük, Kelâm Tarihi, Konya 1992.
- Muhit Mert, Kelam Tarihinin Problemleri, (Ankara Okulu Yay., Ank. 2012.)

2. Sistematik Kelam: Temeller

Sistematik kelam, kelam ilminin konusunun kendi amacı ve yöntemleri çerçevesinde sistematik olarak incelendiği, “usulü’d-din” dediğimiz ilmidir. Bilginin imkanı ve tanımı, türleri, bilgi edinme yolları, istidlal çeşitlerinden başlayıp Allah’ın varlığı, sıfatları ve ilahî sıfatların tasnifi, bunlara dayalı kaza ve kader, adl-i ilahî, husun ve kubh, hikmet ve gaye, nübüvvet, nebi, rasul terimleri, peygamberlerde bulunması gereken sıfatlar, Hz. Peygamberin ve Kur’an’da adı geçen diğer nebilerin nübüvvetinin ispatı, mucize, keramet, ahiret, berzah, şefaat, hesap, mizan, cennet ve cehennem, imamet, esma ve ahkam (iman kavramı, iman amel ilişkisi, imanda artma ve eksilme, iman İslam ilişkisi) gibi konular bu ilim tarafından sistemli bir şekilde, farklı görüşler ve dayandığı deliller de tartışılarak ele alınır.

3. Sosyal Kelam: Sosyal Açılımlar

Kelam ilmi, akaidi tespit etmekten; insanın inanması gereken bilgileri önermeler halinde sıralamaktan ibaret değildir. Bunların yanında kelam ilminin önemli bir amacı ve üstesinden gelmesi gereken bir görevi daha vardır: İslam hayat tarzı ve medeniyetinin temellerini ortaya koymak. Çağın gerekleri açsından kelam ilminin bu işlevi yerine getirmesi için de "sosyal kelam"dan söz etmek gerekir.
Sosyal kelam kelam ilminin beşerî bilimlerle ilişki içine girdiği, onların bulgularının kelamî bir yaklaşımla ele alınıp yorumlandığı bir alandır.
Sosyal kelam, kelamî meseleleri sosyolojik ve psikolojik problemlere icra etmek değildir. Aksine o, beşerî olanı ilahî olanın yerine ikame etmeye çalışan sekülarist veya pozitivist düşünceyi sorgular. Bu, ilmî ve fikrî temellere dayalı bir sorgulamadır. Bunun için de sosyal kelam, gözlem ve deneye dayalı bulgular ile yorumları, bilgiler ile kuramları ayırt etmekle işe başlar. Beşerî bilimler alanında ortaya çıkan kuramları kelam ilmine temel yapmak anlamsızdır.
Sosyal kelam, kelam ilminin klasik-sistematik kelam ilminden destek alınarak güncellenmesi, çağdaş sorunlara kelam ilmi açısından yaklaşılmasıdır. Bu açıdan kelam ilminin önemli bir işlevi sekularizm, insan haklarının felsefî temelleri, çevre teolojisi gibi yeni konuları İslam inancı ve temel ilkeleri açısından incelemek; sistematik kelamı bu konulara taşımaktır. Sosyal kelam bunu yaparken günümüzde gelişen siyasetbilimi, sosyoloji, psikoloji, pedagoji, dil felsefesi vb. beşerî bilimlerin sunduğu verilerden de yararlanır. Bu bakımdan sosyal kelam, sistematik kelamın beşerî ilimlerle ilişkilendirilerek yeni bir açılım sağlaması işlevini görür. 



“Yed”in Ayetlerde Allah’a İzafe Edilmesiyleİlgili Kelamî Yaklaşımlar